22 Ocak 2009 Perşembe

Cevap Gecikmedi...


Selahattin Duman düzenli takip ettiğim tek köşe yazarıdır... Kendine ait gündemi çok eğlencelidir.. 'Kadın kısmını anlamaya çalışmak spor sayılır mı?' başlıklı yazısını (Ek1) tüm erkekler namına kız arkadaşıma gönderdim.. Üstadın tefrikasını pek beğenmemiş olacak ki Dilek Önder vasıtasıyla gelen cevabı (Ek2) bana aksettirmekte hiç gecikmedi maşallah...

Ek1. Kadın kısmını anlamaya çalışmak spor sayılır mı?
Elcevap : Sayılır.. Üstelik bu rastgele bir uğraş değil, olimpik bir spordur.. Bunun şampiyonları da dayanıklı, iradeli, antrenmanı seven az biraz da tahtası eksik erkeklerden çıkar.. Ödül olarak altın, gümüş, bronz madalyası yoktur.. Her iki alemde de ebedi huzur vardır..
MFÖ’nün Mazhar Alanson’unun gazete ekindeki sıfatı düşmüş fotoğrafını görünce içim 'cızzz' etti.. Altına da saydırmışlar.. 'Bugüne kadar kadınları hiç çözemedim..' Yiğit kısmından birini bu kadar çaresiz görünce içim buruluyor.. Kanatlarımdan üç beş tüy düşüyor..Ne demek çözememek? Besbelli ki kadınlarla ilişkisinde hayatı boyunca 'savaş esiri' muamelesi görmüş.. Her yürekli askerin yaptığı gibi ilk fırsatta 'esir kampından' kaçmaya çalışmış.. Her yakalanışında da 'Neden hep kaybediyorum?' diye kendisiyle hesaplaşıyor..
Hayatını erkek kısmını bilinçlendirmeye adamış biri olarak her fırsatta söylediğimi bir kere daha söyleyeyim.. 'Kadınları anlamaya çalışmayın..' 'İlle de çözeceğim..' diye onlarla sabah akşam tartışıp, kendinizi tavuğa laf yetiştiren solucan durumuna düşürmeyin.. Her şey bir gaga darbesine bakar.. Bir de Ahmet Altan, Reha Muhtar, Mehmet Yakup Yılmaz gibi akıllarına estikçe 'aşk üzerine' yazanları okumayın..Bu tür aşk esnafının erkek milleti üzerinde, özellikle de kumuş takımından erkekler üzerinde ağır yan etkileri vardır.. Kafa karıştırırlar..Yok aşk şöyleydi, yok böyleydi.. Okudukça bunalırsın, okudukça şaşırırsın.. Sonunda kendi başını yersin.. Allah’a şükür, memleketimizde mukim yiğitlerin önemli bir kısmı bu tür yazıları okumuyor.. Onun için de 'kadınları çözme' gibi bir problemleri yok..
SOPA ÇÖZÜYOR.. Şimdi bu ara başlığa bakıp 'Aha.. Meşrebini belli etti..' diyenler çıkacaktır..Hayır! Kadına uygulanan şiddete kesinlikle karşıyım.. Benim yaptığım sadece tespitlerimi aktarmak.. Gözlemlerimden bilimsel sonuç çıkarmak.. Çünkü tencerenin deliğini kapak, gözün ağladığını çapak görür.. Ben de bir erkek olarak erkekliğin gidişatını görebiliyorum..Aha bu da gördüğüm şey.. Bir akrabam vardı? Dört kez evlendi.. Sırayla değil, üst üste..Medeni Kanun’a inat dört kadın almak, her birinin başlığını tıkır tıkır ödemek, onlara karşı kocalık görevini hakkıyla yerine getirmek holding yönetmekten daha zor iştir.. Akrabam bunu başardı.. Üstelik okumuş takımı, okul kantininden bedava tedarik ettiği bir kadınla başa çıkamazken.. İşin sırrı kadınları iyi anlaması yani çözmesiydi.. Biz erkek cemaatinde oturup sohbet ederdik.. Arada bir içerden kadınların sesi yükselirdi.. Anlardık ki aralarında Ergenekonlaşıyorlar.. Akraba sessizce odadan çıkardı.. Bir dakikayı bulmaz içerden 'tak tuk' sesleri gelirdi.. Bu 'tak tuk' efektini; sert bir nesnenin başka sert nesneye çarpması verir.. Bizim akrabanın elindeki çocuk bileği kalınlığında şimşir sopaydı.. 'Tak' sesi verirdi.. 'Tuk' sesi de karılarının kafasından çıkardı.. Onun bugüne kadar karılarını ikna edemediği bir tartışmaya kimse şahit olmamıştır.. İşin sırrı, karılarını doğru çözebilmiş olmasıydı... Benim soyumda kadınları iyi çözen erkek sayısı, bu köşeye sığmayacak kadar çoktur.. Bir ben böyle aykırı kalmışım..Kötülüğümden, geni bozukluğumdan değil.. Eğitim yüzünden.. Demek ki erkeği bozan şey eğitim oluyor.. Eğitimi aldıkça kadınlar konusunda kafası karışıyor.. Bu gözlemlerimden şöyle bir bilimsel sonuç çıkarabiliriz: 'Kadınları çözmek eğitimle mümkün değildir..' Tam tersine.. 'Aldığımız eğitim, biz erkeklerin kadınlar karşısında çözülmesine sebep oluyor..' Hükümet adamları utansın..
KENDİNİ İFADE ET... Bu zamanda organik olan her şey kıymetlidir.. Bir erkeğin okumamış olanı organiktir ve özel hayata yan etkisi yoktur..Yine gözlemlerimden gideceğim..Dedemin amcası, yani büyük dedemin erkek kardeşi Musıka Amcamız (Musa’nın bestelenmiş hali..) doğuştan anti-feministti.. Hiç evlenmedi.. Evlenip de hayat boyu bir kadını çözmeye çalışmak yerine, bekâr kalıp bütün kadınları çözmeyi tercih etti.. Elinde şimşir bir sopayla gezerdi.. Kendini böyle stilize etmişti ve üç metre yanına kadar tek bir kadını sokmazdı.. Elinde sopasıyla kolunu açtığı zaman menzili bir buçuk metreye ulaşırdı.. O halde bulunduğu yerde döndüğü zaman da üç metre çapında bir daire çizerdi..İşte bu daire içine karşı cinsten birinin girmesi yasaktı..İster kendi anası olsun, ister başka bir kadın veya okula giden bir kız çocuğu..Sınırı ihlâl eden sopayı yerdi.. Kendini böyle yalın bir dille, hiç abartmadan ifade ederdi..Mutlu yaşadı, mutlu öldü..Emr-i hak vaki olduğunda sadece bizim köyün değil, yöredeki bütün köylerin erkekleri yas tuttu.. Çünkü Musıka Amcamız, yörenin bütün erkekleri namına kadını çözmüştü..Ruhu şad olsun!Bugün medyanın aşk uzmanı köşe yazarları içinden bir tane Musıka Emmi çıksaydı, erkek milleti 'çözemedim..' diye suratını döküp oturmazdı..
Bu işin içinde bir de kadınlık cephesi var.. Kendilerini 'anlaşılmaz' göstermek onların birinciye gelen işi.. Erkek bir kadının peşinden günlerce koşturur.. Aylık kadın dergilerinde kayıtlı bütün ritüelleri yerine getirir.. Sevgililer gününde kalp şeklinde çikolata ve çiçek.. Yılbaşında kırmızı don.. Hediye olarak ilk fırsatta tek taşlı yüzük.. Kadın ona dönüp bakmaz..Buna karşılık yolda yürürken bitirimin biri laf atar.. 'Allah sana mal vermiş, Alaman bombası gibi, Çalkala yavrum çalkala, Şehriye çorbası gibi...' O andan itibaren o yola gelmez kadının içi erir.. Gel de buna mânâ ver şimdi.. Kadınlık dünyası bu çeşit gizemlerle doludur.. Tek tek mânâlandırmak erkek kısmının fikrini şaşırtır.. O yüzden 'çözeceğim..' deyip düşünmemeli, tam tersine; düşünmeyi karşı tarafa bırakmalı.. Büyük insan, sopası büyük düşünür Musıka Emmi işte tam bunu yaptı.. Almodovar onu tanısaydı filmini yapardı.. Adını da 'Sihirli Değnek' koyardı..
Ek2. Anlamazdın, anlamazdııın...
'Bugüne kadar kadınları hiç çözemedim' demiş Mazhar Alanson...Kaç yaşındadır? Ne fark eder ki? Erkeklerin klasik lafı... 13 yaşında öğrenip ölene kadar bu lafı ediyorlar... Biz de yedik! Anlayan anlıyor ama... Ya da bütün erkekler kısa bir süreliğine de olsa hem de öyle iyi anlıyorlar ki... Bir kadının: Neden hoşlandığını... Neye güldüğünü... Neyi sevdiğini... Hatta o sıralarda: Niye kızdığını... Niye ağladığını.... Niye küstüğünü... Niye tavır yaptığını... Niye inatlaştığını... Bunları da anlıyorlar... Cin gibi oluyorlar vallahi... Sonra ne olduysa(!), ne oluyorsa anlamamaya başlıyorlar... Yavaş yavaş... O cin gibi adam gidiyor, yerine hiiç anlamayan bir dana geliveriyor. 'Kadınlar abi, hiiç anlamıyorum. Kim anlamış ki?' Peki düşünelim o zaman bunlar neyi anlamıyorlar? Mesela: Doğum gününde elinde tek gülle geliyor. Sonra TV’nin karşısına geçip, 'Yemekte ne var?' diye soruyor. Kadın da suratını asıyor tabii... Bunu anlamıyorlar!!!Daha önce, çiçekle birlikte bir hediyeyi dışarıda akşam yemeğinde vermekten anlıyordu ama... Mesela: Akşama kadar çalışmışsın, eve gelip yemek, ortalık, çocuklar falan, b.kun çıkmış ve tabii yatakta 'hayır' demişsin. Bunu da anlamıyorlar!!! Kendi dana gibi yayılmış, her şeyi her şeyine denk, bir o iş eksik! Oysa bir zamanlar, elinde şarapla, 'yorgunsan sana masaj yapayım' demekten anlıyordu ama... Hadi evlileri geçelim... Sevgililere bakalım.. Mesela: Hafta içi sinemaya gideriz demişsin sonra da tık çıkmamış. Sonra hiçbir şey olmamış gibi arıyorsun: -N’apıyosuun? -Eşeğin sırtını kaşıyorum. Böyle cevap verince anlamıyorlar!!! Mesela: Yemeğe çıkmışsınız, zırt pırt mesaj geliyor. O da cevaplıyor. Sorunca da, 'bizim çocuklar' gibi hiçbikime uymayan cevaplar veriyor. Kız surat asınca da... Bundan da anlamıyorlar!!! Mesela: 'Hastayım' diyorsun. Hatta bütün gün de evde yatıyorsun. Akşama kadar aramıyor. Manasız bir saatte, 'Nasıl oldun?' diye soruyor nihayet. Sen bozuk atınca da.. Yahu bunu da anlamıyorlar!!! Mesela: 'Evi boyatmam lazım, gidip boya seçelim mi?' diyorsun. 'Üff.. Ben o işlerden hiç anlamam' deyip kestirip atıyor. Sanki sen bu işin pirisin. Boya küpüne doğmuşsun. Picasso da akraban... Niye bozuldun, hayatta anlamazlar!!!Ama mesela gözlerinin içine baka baka şarkı söylesen: Anlamazdın, anlamazdııın... Kadere de inanmazdııınnn... diye... Onu anlarlar... Sabrının taştığı noktayı iyi anlarlar. Kadınları anlamıyorlarmış! Hıı... Biz de yedik! Şuna işimize gelmiyor deseniz...

21 Ocak 2009 Çarşamba

SuperBowl XLIII


Geçtiğimiz haftasonu yapılan maçlar sonunda 33. Super Bowl'un finalistleri belli oldu: Pittsburgh Steelers ve Arizona Cardinals... Maç 1 Şubat'ı 2 Şubat'a bağlayan gece saat 02:00'de... Cardinals'ın 'Külkedisi Hikayesi'nin sonunu merakla bekliyorum...

12 Ocak 2009 Pazartesi

Giants'08


Geçtiğimiz sezonun SuperBowl sahibi NY Giants'ın efsane LE Strahan'ın emeklilik kararını açıklamasından ve RE Umenyiora'nın ciddi bir sakatlık yaşamasından sonra, bu sezon aynı başarıyı tekrar edemeyeceği düşünülüyordu. Fakat HB Jacobs'ın koşu oyunlarındaki başarısı, QB Manning'in gelişen oyunu ve WR Burress ile uyumu; Giants'ın 11-1 ile tarihinin en iyi sezon başlangıcını yapmasını sağladı... Normal sezonun son 4 haftası ise kabus gibi geçti. Yalnız Giants pas oyununun değil aynı zamanda koşu oyununun da önemli parçası olan WR Burress'ın bir barda kendini yanlışlıkla vurması(!), sezonun kalan kısmında takımın kendinden artık yararlanamaması demekti. Nitekim bu 4 haftalık süreci 3 mağlubiyetle kapatan Giants, başarılı sezon başlangıcı sayesinde konferansını lider tamamladı ve saha avantajını kaptı. Dün oynadıkları Eagles maçı ise Giants'ın düşen ivmesinin dibe vurduğu anlara sahne oldu... Defans takımının tüm çabasına rağmen Eagles QB'si McNabb üzerinde yeterli baskıyı kuramaması; 46. ve 47. yardlardan yararlanılamayan 2 field goal denemesi ve koç Coughlin'in özellikle red-zone'daki başarısız oyun seçimleri, sezonun (bence) Giants için erken bitmesine sebep oldu...

8 Ocak 2009 Perşembe

Hoppala Hasan Dayı, Kaşım Gözüm Seyirdi


Bundan çok değil bir hafta - on gün önce, Yıldırım Demirören'i Kanaltürk'te yayınlanan Telegol programında tahammül edebildiğim kadar izledim... Transfer konusundaki soruya cevap verirken 'Herkesin bildiği gibi..' diye başladi, Beşiktaş'ın oyunun iki yönünü de oynayabilen bir orta saha oyuncusuna ihtiyacı olduğu gerçeğini tekrar ederek bitirdi... Biz bu oyuncu kim olacak ki diye merakla beklerken, bir açıyorum Ntvspor'u altyazı geçiyor: 'Beşiktaş Bursasporlu Yusuf Şimşek ile 1.5 yıllık anlaşma imzaladı.' Ne diyeyim... Hoppala Hasan Dayı, kaşım gözüm seyirdi!!!

7 Ocak 2009 Çarşamba

Barbar Türkler


Avrupalılara kızmaya bayılıyoruz bize barbar dedikleri için... Dün oynanması gereken Türk Telekom - Bnei Hasharon Uleb Cup maçı için davetiye dağıtılmasaydı da bilet satılsaydı, İsrail takımı panzerlerin eşliğinde spor salonuna getirilmeseydi ve yaklaşık 1500 polis tarafından korunmasaydı; sırf İsrailli oldukları için veya bir İsrail takımında forma giydikleri için bu oyuncular linç edilecekti... Muhakkak İsrail'in Filistin topraklarında yaptıkları kabul edilemez, Hamas'ın ateşkesi bozup İsrail'e saldırması da... Ama en az bunlar kadar kabul edilemeyecek durum, medeni bir protesto ortaya koymak yerine maçı iptal ettirmek için spor salonuna gelen dolayısıyla sahaya inmeye çalışan zihniyetin varlığı...

4 Ocak 2009 Pazar

www.tbf.org.tr


Geçtiğimiz sene de TBBL All-Star oylaması internet üzerinden yapılmıştı fakat bu oylamanın sonuçları açıklanmadan kadrolar ilan edilmişti... Federasyon yetkililerinin bu sene de kapalı kapılar ardında kadroları belirleyeceğine inansam da beğendiğim oyunculara oy vermek istedim... Ama ne mümkün!

Kulanılabilirlik açısından daha kötüsü oluşturulamayacak bir internet sayfası var Basketbol Federasyonumuzun. Sadece 'Beko All Star 2009 oylaması başladı' linkine tıklayıp o linkin altında oylamayı bulamamanızla da ilgili değil bu... Hani merak edip bir maçın istatistiklerine veya lig sıralamasına bakmak isteseniz önce bu merakı körükleyen nefsinizi sonra da sayfayı tasarlayanların akrabalarını dilinize dolarsınız... Yada benim gibi yapıp http://www.euroleague.net/ üzerinden linklerle aradığınıza ulaşırsınız...

Yıldırım Demirören


4.5 yıllık Başkanlığı döneminde şampiyonluk yaşayamaması, 5 teknik direktörle ve 100'den fazla oyuncuyla çalışmış olması, 17 milyon USD'lik kulüp borcunu 115 milyon TL'ye çıkarmış olması Yıldırım Demirören'in başarısızlığını tüm Beşiktaşlıların nezdinde tescillese de geçtiğimiz hafta bir sonraki seçimde de başkan adayı olacağını açıkladı Hazret... Cebinden çıkardığı ve kendi iş bilmezliği yüzünden deveye yüklenen 50 milyon TL sebebiyle de karşısına başka bir adayın çıkması zor görünüyor... Tüm Beşiktaşlılara sabır diliyorum dolayısıyla, 2.5 yıl daha sıkacağız dişimizi...